Posts Tagged ‘demo’

Shinji Mikami


2010
01.30

Oyun dünyası, belirli isimler sayesinde şekillendi ve çeşitlilik kazandı. Bunlardan bir tanesi de şüphesiz ki Shinji Mikami’dir. Survival Horror türünü tüm dünyaya sevdiren yapımcı, her şeyin Sweet Home ile başladığını söylüyor… Yazıda Resident Evil ile ilgili çok şey göreceksiniz, ama zaten Shinji Mikami; aslında Resident Evil demek…

1 Ağustos 1965’te doğdu. Doshisha Üniversitesinden mezun olduktan sonra, 1990 yılında “oyun planlayıcısı” pozisyonunda Capcom’da işe başladı. Kariyerinin ilk döneminde Aladdin (1993) ve Goof Troop (1994) gibi yapımlarla ilgilendi. İlk projesi, geliştirilmesi 3 ay süren The Capcom Quiz: Hatena no Daiboken oldu. Mikami’nin kariyeri, henüz önemli kararlara şahit olmamıştı. Ta ki aklındaki fikri, Capcom’a sunana kadar

O, üstat olarak gördüğü ve çok şeyler öğrendiği Bay Fujiwara’ya fazlasıyla önem veriyordu. Günün birinde Fujiware, Mikami’yi aramış ve “görülmeye değer bir projesi” olduğunu söylemiş. Korku türünde oyun yapmak istediğini anlatıp, sonrasında ortaya Sweet Home’u çıkarmış. Satış olarak başarılı olamadı ama Sweet Home, ünlü geliştiriciye göre “başyapıttı”. Sebebi ise, yeni projede ortaya çıkacaktı.

Resident Evil doğuyor
Shinji’nin de aklında bir korku oyunu yapmak vardı. Sweet Home’dan etkilendiği açık, ama kendi düşünceleri doğrultusunda bu farklı bir proje olacaktı. En basit örneği ise, hayaletler. Çoğu yapımda hayalet unsuru yer aldığından, Mikami zombileri tercih etmiş. Korku teması üzerine kurulu, etrafı zombi ve diğer yaratıklarla çevrili sokaklar ve bu karmaşayı durdurmak için mücadele eden özel harekat timleri… Bu, Biohazard olarak adlandırılacaktı.

Biohazard, beğeni topladı ve Capcom’un büyük hitleri arasında yerini aldı. Amerika ve Avrupa ülkeleri için Resident Evil (RE) ismiyle piyasaya sürüldü. Yapımın, George A. Romero’nun “sonu Dead ile biten” film serisinden de esinlenildiği söyleniyor.
O, üstat olarak gördüğü ve çok şeyler öğrendiği Bay Fujiwara’ya fazlasıyla önem veriyordu. Günün birinde Fujiware, Mikami’yi aramış ve “görülmeye değer bir projesi” olduğunu söylemiş. Korku türünde oyun yapmak istediğini anlatıp, sonrasında ortaya Sweet Home’u çıkarmış. Satış olarak başarılı olamadı ama Sweet Home, ünlü geliştiriciye göre “başyapıttı”. Sebebi ise, yeni projede ortaya çıkacaktı.


Resident Evil doğuyor
Shinji’nin de aklında bir korku oyunu yapmak vardı. Sweet Home’dan etkilendiği açık, ama kendi düşünceleri doğrultusunda bu farklı bir proje olacaktı. En basit örneği ise, hayaletler. Çoğu yapımda hayalet unsuru yer aldığından, Mikami zombileri tercih etmiş. Korku teması üzerine kurulu, etrafı zombi ve diğer yaratıklarla çevrili sokaklar ve bu karmaşayı durdurmak için mücadele eden özel harekat timleri… Bu, Biohazard olarak adlandırılacaktı.

Biohazard, beğeni topladı ve Capcom’un büyük hitleri arasında yerini aldı. Amerika ve Avrupa ülkeleri için Resident Evil (RE) ismiyle piyasaya sürüldü. Yapımın, George A. Romero’nun “sonu Dead ile biten” film serisinden de esinlenildiği söyleniyor.
Bu başarılı işlerin ardından Capcom, “hayatta kalma korku” temasını kullanacak yeni çalışmalar için Studio 4’ü kurdu. Başına da Shinji Mikami’yi getirdi. Ünlü yapımcı, yeni iş pozisyonunda Dino Crisis 2 ve Devil May Cry’ı hazırladı. Bu arada, sıradaki Resident Evil için akıllarda “değişim” fikri geziyordu. Zaten 3 numarada değişikliklere gidilmemişti.

Değişim yakın
Code Veronica serisi ve Gaiden isimli üyeler de serinin takipçilerinden ilgi gördü. Resident Evil 4, hâlâ akıllardaydı. 2001’de Gamecube platformuna özel olarak çalışmak istediğini dile getirdi. İşe ilk olarak Resident Evil’ın “yeniden geliştirilen” versiyonunu hazırlamakla başladı. Bunun ardından yeni isimler de belirleyen yapımcı, PN03 ile başarısız oldu. Gamerankings’te inceleme puan ortalaması olarak 64.99′u tutturan yapım, Japonya ve Amerika toplamında da 23 bin kopya satılarak büyük hayal kırıklığı yarattı. Zaten Shinji de bu konuda üzgün olduğunu ve daha fazla şeyler yaparak, ortaya daha iyi bir ürün çıkarmak istediğini söylemişti.
Böylelikle kariyerinde başarısızlığa da yer verdi. Bulunduğu genel müdürlük görevinden gönüllü olarak istifa etti, ama Production Studio 4 ekibinden bağını koparmadı. Gamecube’e özel olarak hazırlamayı düşündüğü Resident Evil 4′ün yönetmenlik koltuğuna oturdu ve seride büyük değişikliklere gitti. RE4 görünmeden önce verdiği röportajda, “tamamen değişim düşünüyorum” diyerek zaten niyetini belli etmişti.

Resident Evil 4, Gamecube’de büyük başarı sağladı ve daha sonra PS2 konsoluna da port (düzenlendi) edildi. Aynı yıl, Killer 7’nin senaryosunu yazmaya başladı. Kısa süre sonra ise, Capcom’dan ayrıldı ve Clover stüdyosunda işe başladı. Aslında Capcom bu ekibi, “yenilikçi orijinal ürünler geliştirmesi için” kurmuştu. Elemanları da Devil May Cry ve Resident Evil serilerinde çalışan kişilerden oluşuyordu. Bu takımdan God Hand ve Okami gibi isimler çıktı, ama beklenen satış rakamlarına ulaşılamadı. Bunun üzerine ünlü geliştirici de dahil olmak üzere birçok eleman, istifa ettiklerini açıkladı.

Clover stüdyosunun kapanmasının ardından 2007 yılında Shinji Mikami, Atsushi Inaba (Clover’ın kurucusu) ve Hideki Kamiya (Devil May Cry’in hazırlayıcısı) ile Seeds Inc.’i kurdu. Firmanın ismi bir süre sonra Platinum Games olarak değişti.

Mikami’nin Capcom’dan ayrılışı, aynı zamanda Resident Evil’ı da terk etmek demekti. Zira o olmasa da Capcom, Jun Takeuchi önderliğinde RE5’i yapacağını açıkladı. Yapı olarak fazlasıyla RE4’ü andırıyordu. Haliyle serinin babasının görüşleri de merak ediliyordu. Mikami: “Resident Evil 5’in değişmeye ihtiyacı yoktu, ama RE6’nın komple değiştirilmesi gerekli. Bunu oynamayacağım. Konu hakkında sinirliyim. Çünkü oynarsam, beni sadece strese sokacak. Kullanıcılar için zevkli olabilir, ancak Resident Evil serisini geliştirmiş birisi için öyle değil.”

Shinji Mikami, “hayatta kalma korku (Survival Horror)” türünün en önemli temsilcisi olarak kabul ediliyor ve Resident Evil serisiyle sayısız ödüle lâyık görüldü. Yeni projeleri de merakla bekleniyor.

Zombie Bowl-O-Rama


2010
01.12

Mezarlık derinliklerinden … tüyler ürpertici bir çete beyin arama var! Zombies favori şerit üzerine almış ve bu size geri mezarlığa ait oldukları em göndermek için up! Seçin renkli bir karakteri favori topu ve birkaç hile ve muamele etmek ile saldıran zombi getirebileceksiniz. Zombi grev zaman ‘em ayarlamak ve’ cool güç iniş ve zor engeller ile aşağı em almak yepyeni bir anlam verin.

• Altı screamy hattı üzerinden büyük Showdown için savaşmak için!
• 10 korkunç toplar ve 1 Zombie başından seçmek
• Crafty hileler bir döngü için bu Zombies: Werewolves, MiniCorpse, Buzz Saw ve dans Fever atmak
• Kutsal sen knock ölü em: ZombieNator, Köfte, ZomBees ve Brain Topları yardım etmek muamele etmek
• Zombies peşin Eğer ilk kez özledim, bu yüzden sizin amacı olsun!

Sistem gereksinimleri:
• Windows 2000/XP/Vista
• DirectX 8.1
• 1 GHz
• 256 MB RAM

Guild Wars 2


2010
01.04

Zamanında “En İyi MMORPG” ve “En İyi Oyun” ödüllerini almış bir yapım düşünün. Hatta turnuvalarına katılıp 100.000 dolar kazanabildiğinizi ve de devamının yapıldığını düşünün. Bakalım Guild Wars 2 bizlere neler vadediyor?

2007 yılında Guild Wars 2 (Kısaca GW2) ilk açıklandığı zaman, büyük bir heyecan yaratmıştı. O günden bugüne kadar bu heyecan hala aynı seviyede korunuyor.

Yüzyıllar sonra

GW2, Eye of the North eklentisinden 250 yıl sonrasını konu alıyor. Yerin altında uyuyan beş yaşlı ejderha uyanır ve Tyria dünyasına yıkım getirirler. Büyük şehirler harap hale gelmiş, bazıları ise tekrar yapılmak zorunda kalmıştır. Bizim görevimiz ise bir yandan ejderhalarla, bir yandan da diğer ırklarla savaşmak.

Yeni yapımın en önemli değişikliği gözlere hitap ettiği noktada başlıyor. Oyunun grafik motoru büyük değişiklikler geçiriyor. Gerçek üç boyutlu çevre, geliştirilmiş grafik ve animasyonlar bunda en büyük faktörler. Ayrıca Havok fizik sisteminin gerçekçiliğe etkisi büyük. DirectX 10 desteğiyle birlikte gelen GW2, DirectX 9′la da oynanabilecek. Müziklerde ise ilk Guild Wars’un müziklerini yapmış olan Jeremy Soule imzası olacak.

Oyunda beş seçilebilir ırk olacak. Bunlar: Asura, Charr, İnsan, Norn ve Sylvari. Her ırkın artıları ve eksileri var. Örneğin Norn’lar şekil değiştirebilecekler, Asura’lar büyü özellikleriyle ön plana çıkacaklar. Irklar konusunda pek fazla bilgi henüz yok. Maksimum level sayısı da yükseltilmiş durumda. Seviye atlama mekaniğiyse, oyuncuların kolay level atlamalarını engelleyecek şekilde geliştiriliyor. Yeteneklerde ise sayı yerine bu yeteneklerin özellikleri ön plana çıkacak.
PvE kısmında oyuncular dinamikleri kendi içinde gelişen bir dünyayla karşılaşacaklar. Ayrıca aşamalı içerikler GW2’nin hikayesini kavramamıza yardımcı olacak. Yapımın dünyasında görevler yerine belli senaryolar ya da olaylar olacak. Bu senaryo ya da olaylar oyuncunun o bölgede nasıl hareket ettiğine göre değişecek. Bununla da kullanıcıların, Guild Wars dünyasıyla bağını geliştirmek amaçlanmış gibi gözüküyor. Ayrıca deniz altında bulunan kısımlarda oyuncunun keşfetmesine açık bölgeler olacak. Yapımcılar GW2’nin aslında bu deniz altı bölümleri nedeniyle geciktiğini belirtiyorlar. Olabildiğince ilgi çekici yapmaya çalıştıkları anlaşılıyor. Tek başınıza oynamayı seviyorsanız da, yanınızda olacak bir NPC sistemi geliştiriliyor. Ancak bu sistemi kullanmak istemezseniz de ödüllendirilebilmeniz mümkün olacak
PvP sevenler ise ilk Guild Wars’tan farklı bir PvP sistemiyle karşılaşacaklar. İlk oyundaki Guild vs. Guild maçları yine mevcut olacak ancak GW2 büyük World vs. World maçları içerecek. Bu maçlar The Mists adı verilen yerlerde yapılacak ve bu PvP savaşta çeşitli roller üstlenecekler.

İlk oyunu oynayanlar ise bu ikinci oyun için karakter isimlerini rezerve edebilecekler, ancak karakterlerini transfer etmeleri mümkün olmayacak.

NCsoft’un CEO’su Jaeho Lee’nin yaptığı açıklamalara göre, GW2’nin 2011′den önce piyasada olması beklenmiyor. Ancak 2010 senesinde kapalı bir beta testi yapılacağı gelen haberler arasında. Kızışan MMORPG piyasasına yeni bir soluk getirecek Guild Wars 2′yi biz de merakla bekliyoruz.

Greed


2010
01.04

Derin uzayda tek başına
Dead Space, ismi gibi karanlık atmosferi ve korku hissiyatıyla 2008’in en iyi oyunlarından biriydi. Yönetilen karakter de ne askeri eğitim almış, ne de insanüstü güçlere sahipti. Normal bir mühendisti. Uzay gemisinin ıssızlığı, sürekli olarak oyuncuyu tetikte bekleten yapısıyla başarılı oldu. Şimdilerde de ikincisi hazırlanıyor. İkincisi yapıla dursun, Greed ile yine uzaya açılıyoruz ve bir sürü düşman bizleri bekliyor.

Derin karanlık

ClockStone tarafından yapılan Greed, Hack’n Slash türünde. İçinde RPG öğeleri de eksik edilmemiş. Klişe bir konuya sahip oyuna giriş yaptığımızda seçmemiz gereken üç sınıf yer alıyor. Bunlar: Marine, Pyro ve Plasma. Marine orta menzilden, Pyro yakın, son olarak da Plasma uzak menzilden etkili. İzometrik kamera açısından oynanan yapımda, genelde yaptıklarımız kilitli kapılar için anahtarı bulmak veya bazı sistemleri tamir edip, çalıştırır hale getirmekten ibaret. En başlarda görevler biraz farklı ve çeşitli gibi dursa da, ilerleyen zamanlarda birbirini tekrar eder hale geliyor. Tabii oradan buraya koştururken, karşımıza birçok engel ve düşman da çıkıyor. Mesela bir yere gitmek için güvenlik lazerlerini geçmek ve arkasından rakiplerinizle uğraşmak zorunda kalabilirsiniz.

Düşmanlar arasında robotlar, bir zamanlar insan olan zombiler, farklı ölümcül yaratıklar yer alıyor. Bazıları yakından gelip size vurmaya çalışırken, bazıları ise uzaktan etkili. Boss’ları da unutmayalım. Boss savaşları normal kapışmalara göre biraz daha zevkli geçiyor. Normal düşmanlarınız en aşağı üç kişilik gruplar halinde rakipler saldırıya geçiyor. Bu sayı daha da artıyor. Sayı da artsın, ama sizin de seviyeniz artıyor. Tecrübe puanı kazanıyor ve karakteriniz güçleniyor. Yalnız işin bu kısmı biraz fazla basit yapılmış. Statlar zırh, sağlık ve enerjiden oluşuyor. Yetenek ağacı biraz daha çeşitli. Kullanabileceğimiz aktif ve pasif yetenekler var. Bunlar defansif ve ofansif tarzda. Mermilerimize patlayıcı hasarı verenden, defansımızı arttıranlara kadar bulunuyor.
Greed’in eşya sistemi zırh, başlık ve silahtan oluşma. Bu eşyaları düşmanlardan düşürebilir veya çevreden bulabilirsiniz. Sadece üç ana parçadan oluşan sistemde çeşitlilik de çok değil. Kullandığımız item’leri geliştirebiliyoruz. Soket olarak upgrade kitleri var. Bu kitler ekstra sağlık, daha fazla hasar vs… gibi özellikler veriyor. Yeni giydiğimiz bir zırh veya silah, görünüş olarak şekil şemada bir değişiklik yapmıyor. Sadece farklı bir renk sunuyor. Kontroller için sürekli fareyle haşır neşiriz. W, A, S ve D ile de karakterimiz ataklardan kaçınmak için sıçramalar yapıyor. Ateş etmek için de Free Fire’ı kullanmayı tavsiye ederim.

Greed, grafik olarak vasat bir seviyede. Sesler açısından da kendi için yeterli. Fizik etkileşim biraz da olsa var. Girdiğiniz herhangi bir odada ateş ettiğinizde, içerdeki eşyalar kırılabiliyor, parçalanabiliyorlar. Bu göze daha hoş geliyor. Yapımın belki de en zevkli kısmı aslında cooperative multiplayer’ı. Üç kişiye kadar online oynayabilirsiniz. Tek başınıza takılmaktansa, diğer oyuncularla senaryoyu oynamak eğlenceli oluyor.

Trainz Simulator 2010 Engineers Edition


2010
01.04

Demiryolları daha hareketli
Simülasyon türü genelde zordur. Gerçekçi yapısı ve detaylı oynanışa sahiptir. Tabii ki ortaya konan ürünün de kaliteli olması lazım, yoksa hitap ettiği kitleden istenilen tepkiyi pek alamayabilir. Piyasada simülasyon olarak her daim yeni oyunlar bulmak da kolay değil. Bir de işin içine türün daha alt sınıfları girince, yapımlar biraz daha nadir olabiliyor. Tren simülasyonu için raflardaki yerini alan isimler var, ama yeni projeler ve ürünler her zaman olmayabiliyor. Daha önceki versiyonlarıyla genelde başarılı olan Trainz Simulator, 2010 damgalı geliştirilmiş sürümüyle çıkageldi.

Uzun yollar

Aslında daha önce Trainz Simulator 2009: Engineers Edition planlanmıştı, ancak Trainz Simulator 2010: Engineers Edition (Kısaca TS2010) yayınlandı. TS2010’da dikkat çeken ilk noktayı daha önce farklı yapımlarda da gördüğümüz (Mesela The Elder Scrolls IV: Oblivion gibi) SpeedTree teknolojisi oluşturuyor. SpeedTree açıkçası görselliği biraz daha ön plana çıkartmış. Tren simülasyonlarında ormanlık, yeşillik alanlardan rotamız boyunca bol bol geçeriz, gideriz. Ağaçlar, SpeedTree sayesinde daha gerçekçi. Seri zaten tren simülasyonu olduğu için tren modellemeleri detaylı oluyordu. Detaylı modellemelerle birlikte, SpeedTree etkisiyle çevre biraz daha iyi duruyor. Yine de kaplamalar sırıtabiliyor. Bazı açık alanlar bu yüzden kötü gözüküyor.
Yapım içinde amaçlarımız aynı. Bir yerden başka yere yük götürmek, yolcu taşımak vs… Bu objektifler seçtiğimiz sezona göre de değişebiliyor. Yeni rotalar var. İngiltere’de Doncaster ve Peterborough’tan, okyanusun diğer tarafı Amerika’ya kadar uzanıyoruz. Rotalar boyunca trenimizi kontrol etmek de çok kolay değil, özellikle en zor seviyede. Hatta en iyi tecrübeyi yaşamak için en zor modu seçmenizi tavsiye ederim. Tabii tüm detayları öğrenmek için de eğitim kısmı var. Yeni Tutorial’lar TS2010’da yer alıyor. lokomotiflerin kullanılmasından, yolcu istasyonlarına ve daha diğer birçok noktaya kadar Tutorial’lar bulunuyor. Bunlara bakmadan geçmeyin. Oyunda buharlı, motorlu ve elektrikli trenler var. Her birinin kullanımı da diğerine göre biraz daha farklı. Oynanışla ilgili diğer bir etken de ara yüzdür. TS2010’un ara yüzü kullanışlı. İçerik hazırlarken ara yüzü istediğiniz biçimde yapabilirsiniz de. Trainz Simulator 2009: World Builder Edition için yapılan içerikler oyunla uyumlu çalışabiliyor.

Yol biter

TS2010, eskisine göre daha performanslı. Biraz daha geliştirilmiş. Driver, Surveyor ve Railyard oyun modülleri de yapım içinde yer alıyor. Kendinize göre yeni rotalar da çizip, bunları isterseniz paylaşabilirsiniz. Sonuç olarak Trainz Simulator 2010: Engineers Edition, piyasada nadir bulunan örneklerden biri. Türü sevenlere tavsiye edebilirim. Bir sonraki oyunu Trainz X’in ise 2011’de serinin 10. yılında çıkarılması

Need for Speed Nitro (Nintendo DS)


2009
12.31

EA Games’in önemli yarış serisi Need for Speed (NFS), son dönemde her biri farklı yapımcılar tarafından hazırlanan oyunlarla atağa geçti. Nintendo DS versiyonunda ise direksiyonu Firebrand Game tutuyor. Eğer Shift’teki pist yarışlarından sıkıldıysanız ve biraz hareket arıyorsanız, sizi Nitro’ya alalım.

Yapımda “hemen yarış”, “kariyer” ve “çoklu oyuncu” modları bulunuyor. İşi fazla uzatmadan kariyer seçeneğini işaretleyip başlıyoruz. Öncelikle eğitim turlarını geçmek gerekli. Bu sırada tuşlar ve ne işe yaradıklarını öğreniyoruz. L tuşunu kaydırmak, R tuşunu nitroyu açmak için kullanmalısınız. A tuşuyla hız artırırken, X tuşuyla da akrobatik hareketler yapılabiliyor. Böylelikle yarışlardaki görsel şov düzeyini yükselteceksiniz demektir.

Yarış başlasın
Eğitim aşamasını bir kenara bırakırsak, menüde 4 adet seçenek var; bronz, gümüş, altın ve nitro. Henüz sadece bronz başlığı açık olduğu için onu oynamalıyız. Yarışacağımız güzergâhlar olarak Dubai, San Diego, Rio De Janerio ve Madrid gibi şehirleri gösterebiliriz. Hepsinin altında da yarış parkurları yer alıyor. Klasik ve yeni araçların yer aldığı envanterde Dodge, Ford, Renault, Hummer, Nissan, VolksWagen gibi önde gelen üreticilerin ürünleri var. Need For Speed: Nitro, klasik arcade NFS oynanışını koruyor. Bunun yanında getirdiği eklemelerle birlikte NDS konsolunu tehlikeli bir sürüş deneyimine alet ediyor. Çünkü rakibinizi geçmeniz için herşeyi yapmalısınız, kural yok. Ayrıca alternatif yolları keşfederek zaman kazanabilir, bu esnada değişen kamera açıları sayesinde de güzel tablolarla karşılaşabilirsiniz.
Bazen sizi sadece rakipleriniz engellemeye çalışmayacak, polis araçlarından kurulu barikatları aşmanız gerekecek. Bunun için de devreye “X” tuşu giriyor. Şöyle ki, eğer barikata çok yaklaştığınız esnada X tuşuna basarsanız, arabanız akrobatik hareketler sergileyerek kurtuluyor, böylelikle yolunuza hız kesmeden devam edebiliyorsunuz. Nedir bu hareketler; pervane gibi dönerek ilerleme, takla atarak aracın üstünden atlama veya iki aracın arasındaki dar boşluktan dik şekilde geçme gibi. Çok beğenediğimi söylemeliyim. Üstelik bu atraksiyonları, sadece polislere karşı değil, sizi geçmek isteyen rakip araçlara karşı da yapabiliyorsunuz.

Benim güzel arabam
Yarış kazandıkça ödüller geliyor. Yeni arabalar satın alabiliyor, elinizdekinin görünümünde değişikliklere gidebiliyorsunuz. Açıkçası arabalarda modifiye imkânının olmamasına üzüldüm. Bunun yerine aracınızın görünümünde değişiklikler yapabiliyorsunuz. Renk ve logoları değiştirmek gibi. Nitro’nun grafikleri yeterli. Bazı harita tasarımları gayet hoş olmuş. Yarış esnasında çalan müzikler ne iyi-ne de kötü. Kontroller de oldukça kolay. Bronz aşamasını tamamladıktan sonra bu kez sıra gümüş aşamaya geliyor. Kademe kademe ilerliyorsunuz. İsterseniz arkadaşlarınızla birlikte multiplayer olarak da deneyebilirsiniz. Tüm yarışlardan elde ettiğiniz madalyalar ve trophy’ler de ana menüdeki ödüller başlığında sıralanıyor.
Hız canavarı Nintendo DS’in yeni konuğu NFS: Nitro’yu denemeden bu yoldan geçmeyin.

Ascension to the Throne Valkyrie


2009
12.29

Tarz: Role Playing
Yayın tarihi: 2009/07/08
Developed by: DVS Oyunlar
Katalog: Strategy First

Hain komplo Airath İskender’in hükümdarı sonucunda güç yoksun ve Oganthar uzak karaya getirdi. Intikam Craving, o kendi ülkesine geri döner. Alexander yoluna ev ve birçok dost ve düşman karşılayan güzel warrioress Eneya bunların arasında yer alıyor. O kim addon kahramanı tahta Yükseliş haline edecektir. Valkyr “.

Cesur ve güzel warrioress Eneya davet müttefikleri Samael ve sayısız lejyon – iblis özlem dünya hakimiyeti için püskürtmek için. Eneya onun ve askerleri kazanmak her savaşta daha güçlü hale gelir, ona yetki, daha becerikli ve tecrübeli savaşçı onu afiş takip artıyor.

Yeni şirketin oyun esnasında birçok sorunun yanıtlarını bilmek gidiyor. Eneya ne zaman Alexander Oganthar onun gücü kurulması oldu ne oldu? Ne kötü kader onu düşman toprakları getirdi? Ne faturası korkusuz warrioress iblis Samael bir cehennemi ordu lider teslim edecek?

Asgari yapılandırma

* OS: Windows XP;
* CPU: 2,4 GHz;
* RAM: 512 MB;
* Video: GeForce 6600 128 MB;
* Ses: DirectX uyumlu;
* HDD: 2,4 GB boş alan.

Metin 2 yasaklandı!


2009
12.25

Musa cinayetiyle adını duyduğu Metin 2 adlı oyun, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün isteği üzerine 18 yaşından küçüklere yasak hale geldi.
Türkiye çapında yaklaşık 2 milyon kullanıcısı olan internet üzerinden oynan ‘Metin 2′ adlı oyuna yasak geldi. Akşam’ın haberine göre, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün talebi üzerine artık 18 yaşından küçükler, oyunu oynayamacak.

Erzurum’da işlenen Musa Kang, cinateyinde ‘Metin 2′ adlı oyun çok konuşulmuş, küçük çocuğun oyun şifresi için kaçırılmış olabileceği iddia edilmişti. ‘Metin 2′ polisin de dikkatini çekti. Emniyet Genel Müdürlüğü Asayiş Daire Başkanlığı, birçok velinin çocuklarının oyunda gördüklerini hayata geçirdikleri, sopalarla şiddet uyguladıkları şikayetleri üzerine inceleme başlattı. Ardından bir rapor hazırlandı.


SAVAŞÇI SANIYORLAR
Uzman polislerin hazırladığı raporda, ‘çocukların oyundaki karakterleri gerçek hayata taşıdıkları’ belirtildi. Çocukların, ‘gerçek dünyadan uzaklaşıp sanal dünyada yaşadıkları hissine kapıldıkları’ vurgulandı. Raporda ‘Metin 2′ oynayan çocukların kendilerini savaşçı karakter olarak gördüğü bilgisinin de bulunduğu öğrenildi.

VALİLİKLER UYARILDI

Polis, hazırladığı bu raporu İçişleri Bakanlığı’na iletti. Bakanlık da Emniyet’in ’sakıncalı’ bulduğu oyuna ilişkin 81 ilin valiliklerine bir yazı gönderdi. 18 yaşından küçüklerin ‘Metin 2′ oynamasının yasaklandığı, bu konunun üzerinde hassasiyetle durulması istendi.
Erzurum’da bir bağımlı tarafından öldürülen Musa Kang (14) kaybolduğunda ‘Metin 2′de para mı kazandı, oyuncu şifresi çalması için mi kaçırıldı’ şüphesi doğmuştu.

BMW veren bile vardı
İnternetİn online oynanabilen oyunlarından ‘Metin 2′de savaşçıların seviye atlaması için oyuncunun ya 20 TL ya da bilgisayar başında en az 5 saat harcaması gerekiyor. Süper kahraman için 6-7 ay gerekiyor. Kimi oyuncuların hızla güçlenip sanal prestij için karakter satın aldıkları belirlenmişti. Bir tekstilcinin, güçlü kahraman için BMW’sini gözden çıkardığı açıklanmıştı.

Highlander


2009
12.22

Efsanevi İskoçyalı geliyor
Sinema perdesinde görünen efsanevi dünyalar, yıllar geçse de izleyicilerin hafızasında büyük yer edinmiştir. İşlenen konular ve canlandırılan karakterler, sadece filmdeki birer unsur olarak görülmez, destansı mücadelenin kahramanları olarak resmedilir. İzlerken keyif alındığı kesin, ama keşke “oynayabilseydik ne güzel olurdu” denilebilecek filmlerden bir tanesi de İskoçyalı serisidir. Christopher Lambert ve Sean Connery’nin başrollerinde yer aldığı fantastik seri, Widescreen Games’in ellerinde oyun olarak hazırlanıyor. Binlerce yıl süren efsaneye bizzat tanıklık etmek ve savaştaki safınızı belirlemek için Highlander’i bekleyebilirsiniz.

Ölümsüzlük
Highlander, 2008 yılından beri geliştiriliyor. Oyunumuz normal şartlarda piyasaya sürülecekti, fakat bir takım sebepler nedeniyle çıkış tarihinde ertelemeye gidildi. Aksiyon macera olarak hazırlanan yapımda Owen MacLead isimli karakteri yöneteceğiz. Hem yapısı, hem de yaşadıkları sebebiyle çok özel birisi. Henüz genç yaşta askerler tarafından yakalanıp gladyatör olarak dövüştürülmeye zorlanıyor. Bu dövüşler esnasında var olan kimliğinden farklı bir çizgi izleyen kahramanımız, öldürülüyor ve ilk başta anlayamadığı bir sebepten ötürü tekrar diriliyor. Owen, ölümsüz bir karakter, ama asla mükemmel birisi değil.

00

Bu sebeple yardımına ihtiyacı olacağı, fikir danışacağı kişiler gerekli. Ne yapacağını bilemez durumdayken adamımız eski bir ölümsüz olan Methos isimli karakterle tanışıyor ve ondan hem saldırı teknikleri, hem de akılcı davranışlar hakkında öğütler alıyor. Tüm bunlar da onu iyi bir savaşçı olma yolunda olumlu yönde geliştiriyor.

Yapımda yer alacağımız büyük savaş, 4 büyük yerde, 18 bölüme ayrılmış olarak karşımıza çıkacak. Baktığımızda New York, Pompeii, Japonya ve Antik Galya gibi dünyanın farklı noktalarında, üstelik farklı zaman dilimlerinde bulunacağız.
Bu sebeple yardımına ihtiyacı olacağı, fikir danışacağı kişiler gerekli. Ne yapacağını bilemez durumdayken adamımız eski bir ölümsüz olan Methos isimli karakterle tanışıyor ve ondan hem saldırı teknikleri, hem de akılcı davranışlar hakkında öğütler alıyor. Tüm bunlar da onu iyi bir savaşçı olma yolunda olumlu yönde geliştiriyor.

Yapımda yer alacağımız büyük savaş, 4 büyük yerde, 18 bölüme ayrılmış olarak karşımıza çıkacak. Baktığımızda New York, Pompeii, Japonya ve Antik Galya gibi dünyanın farklı noktalarında, üstelik farklı zaman dilimlerinde bulunacağız.
Kısaca örneklersek New York’taki mücadeleler, gelecekteki bir zaman dilimini kapsıyor. Japonya ise, bizi samurayların dönemine gönderecek. Modern dünyada savaşırken, aniden kendimizi Roma uygarlığında bulacağız. Böylelikle sürekli bir zaman tünelinin içinde rolümüzü icra edeceğiz.

Adamımız Owen, savaş sırasında Katana, Claymore ve Double Sword gibi silahları kullanacak, fakat her şey bunlarla sınırlı değil. Highlander, hem silah kullanma, hem de kişisel özellikler olarak karakterimizi geliştirmemize imkân verecek. Geliştirilebilir özellikleri, silahlar, zırh ve dayanıklılık olarak örnekleyebiliriz. Owen’ın ölümsüz bir karakter olduğunu belirttim. Peki ölümsüz bir karakteri yönetirsek, bu işin kaybetme boyutu ne olacak” diye sorulabilir. Bu konu hakkında henüz detaylı açıklama yok, ama “kaybetmek” faktörünü sadece ölüm olarak görmemek gerek. Zira zamanında yapılması gereken görev veya engellenmesi gereken hareketlerle karşılaşacağız. Adamımızın yenemeyeceği derecede güçlü düşmanları var ve dünyayı kurtarabilmek için mutlaka bir yol bulmalı. Çünkü o ölümsüz birisi, ama Methos gibi eski ölümsüze de dönüşebilir.

01

Değerli parşömen kâğıtları
Oyunun hikâyesi, serinin TV şovunda da çalışan David Abramovitz tarafından kaleme alınmış. Ayrıca filmde yer alan unsurlar da oyuna aktarılıyor. Yine İskoçyalı serisinden tanıdığımız karakterlerle de karşılaşacağımızı belirtelim. Yapımda 77 farklı ve her biri Owen gibi ölümsüz olan karakterler yer alacak. Yetkililer, sadece tekli oyuncu moduna odaklı olarak çalışıyor ve kullanıcılara “unutulmaz bir deneyim” yaşatmak için uğraştıklarını belirtiyorlar. Bu sebeple Highlander’da co-op oynanış veya çoklu oyuncu desteği bulunmuyor. Widescreen Games, Unreal 3 grafik motorunu lisanslayarak görsellik olarak da kaliteli iş çıkarmanın peşinde. Uzun süredir sesi soluğu çıkmayan Highlander, PC, X360 ve PS3 için 2010 yılında raflarda olacak.

Crash Time III


2009
12.22

Azılı suçluların peşinde son sürat
Alarm für Cobra 11 – Die Autobahnpolizei (Alarm for Cobra 11 – The Motorway Police), Almanların uzun soluklu dizilerinden biri. Ülkemizde de Kobra Takibi adıyla yayınlanan dizi, 1996’da başladı ve 15. sezona kadar geldi. Dizinin başından beri başrolde de Erdoğan Atalay oynuyor. Yanındaki partneri birçok kere değişti, ben bile hatırlamıyorum kaç kere değiştiğini. Böylesi adrenalin ve hız dolu olan, uzun süredir de devam eden bir dizinin oyununun yapılması da kaçınılmazdı. Alarm für Cobra 11’in oyunu Crash Time, üçüncüsüyle raflardaki yerini aldı.

Hız ve büyük kovalamaca

Serinin adı aslında gene diziyle aynı, ancak Amerika’da ve İngiltere ile diğer Avrupa ülkelerinde Crash Time ismiyle biliniyor. Crash Time 3′e giriş yaptığımızda kendimize bir profil oluşturuyoruz. Bundan sonra karşımıza Career, Single Race, Split Screen, ayarlar ve istatistikleri gösteren başlıklar çıkıyor. Kariyere girdiğimizde polis merkezine gitmemiz gerekiyor. Bu sırada oyunla ilgili bilgiler veriliyor, kısaca eğitim kısmı. İsterseniz F’ye basarak gerekli detayların anlatıldığı menüye de ulaşabilirsiniz.

Kobra ekibini yönettiğimiz Crash Time 3’te, aynı dizideki gibi suçluların peşine düşüp, bol bol hız yapıyoruz. Patrol yani devriyeye çıkabilir veya Cases’ta ise olaylara müdahale edebilirsiniz. Patrol’de en başta şehir ve otobanın ilk kısımları açık. Görevleri yaptıkça kilitli olan yerler ve araçlar açılıyor. İster devriye, ister vuku bulan hadiseler olsun her daim hız ve kazalar ön planda. Genelde görevler belli bir zamanda bir yere gitmek, araç takibi, kovalamaca oluyor. İsterseniz görevleri reddedip, kafanıza göre şehirde tur atabilirsiniz. Böyle zamanlarda yan görev misali gereğinden fazla hızlı giden araçlar karşınıza çıkabiliyor, bir anda kendinizi kovalamaca içinde bulabilirsiniz. Kovaladığımız araçları ise sirenleri yakıp kenara çekmek, eğer durmazsa çarpmak, olmadı önüne geçip yolunu kesmek gerekebiliyor. Bu atraksiyonların geçerli olması için dört saniye beklemeniz gerek. Yapımda 70’ten fazla görev var. Seride bir ilk olarak gece görevleri yer alıyor.

crash

Crash Time 3, araç bakımından tatminkar. 40’tan fazla çeşit var ki, polis arabalarından, itfaiyeye kadar… Altımızda bu kadar araç varken, hız en yükseğe tırmanmışken, hız yapabileceğimiz yollar lazım. 32 km karelik bir alanda, 200 kilometreden daha fazla şehir sokakları ve otoban bulunuyor. Gece veya gündüz yollarda direksiyon sallayabilirsiniz.

Gazı kesme!

Yapımın asıl durak noktası hız ve kazalar diye belirtmiştim. Etraftaki araçlara çarpabilir, çevredeki bir kısım nesneleri yıkabilirsiniz. Kaza yaptığınızda da bu durum Replay ediliyor. Kazalar kütük gibi değil, fizik efektleri devreye giriyor. Özellikle altımızdaki aracın hasar alması, orasının burasının dağılması güzel. Crash Time arcade türünde. Aracınız havada takla atıp, yolda balerin gibi dönse bile, yine dört tekerlek üstüne düştüğünüzde son gazla devam ediyorsunuz. Bazen tekerleğiniz de çıkabilir, ama kendi kendine tamir oluyor. Çarptığınız bir araç parçalanıp, patlayabilirken; sizin arabanızın ise sadece ön kısmının dağılması gibi ilginç enstantaneler yaşabilirsiniz.

Grafikler açısından oyun kendi çapında yeter. Kobra ekibinin kullandığı araçlar veya kovaladığınız hedefler biraz daha detaylı duruyor. Amma velakin bazı çevre kaplamaları, trafikteki diğer arabalar basit kalabiliyor. Blur etkisi göze hoş gözükse de, efektler pek iyi sayılmaz. Çarptığınız bir araç patladığında oluşan alevler yapay duruyor. Sesler ise ne iyi ne kötü. Müzikler ise hız dolu bir oyun için gümbür gümbür. Kariyer dışında Single Race’te yarışlara katılabilir veya dört kişiye kadar Split Screen oynayabilirsiniz. Kısaca Crash Time 3, hızı ve temposuyla kendini bir süre oynatmayı başarıyor.