devil-may-cry-4.jpg

Bu yılın başlarında konsollarımızı şenlendiren şeytan ağlatıcı beyaz saçlı kahramanlarımız sonunda PC’lerimize de konuk oldular. Uzak doğunun balta girmemiş ormanlarından kopup gelen bu usta savaşçılar… Hmm. Böyle değildi. Zorlama yaratılan karakter Nero, cıvık Dante ve bu çılgınlara hükmetme zorluğu karşısında sancıyan parmaklar ve daha nicesi bu yazının giriş kısmını oluşturmalıydı. Orman konusu ayrı bir mevzu ve Kyrie çok güzel. Hepsi bu.

Sen nerden çıktın Nero?

Devil May Cry serüveni 2001 yılında PS2′de başlıyor. Anca Capcom gibi çekik gözlü bir firmanın yaratabileceği türden atmosfer ve karakterlerle aklımızı başımızdan almıştı o zamanlar. Arcade makinalarına özgü büyük puntolar ile bir anda patlayan kombo başarıları, anime tarzındaki karakterler ve yaratılan gotik ortam bambaşka bir tat vermişti bizlere. Her zaman sevmişimdir Japon oyunlarını. İkinci oyun ise seriye bir kara leke olarak geçse de PC’lere de konuk olan üçüncü oyun Dante’yi yeniden uyandırdı. DMC 4′ün ise ayrı bir yeri var. Çünkü serinin ilk nesil atlayan oyunu. Devamını Oku »


final-fantasy.jpg

Hangimiz Nintendo 64 için duyurulduktan sonra PSX’e çıkan Final Fantasy VII’ı ya da Mac exclusive olması planlanırken, Bungie’yi satın alan Microsoft’un Halo’yu X-Box ile anılır hale getirmesini unutabiliriz. Bunları unutamayanlardan birisi daha olan oyun yazarı Mikel Reparaz eskiden exclusive olup daha sonra multi-platform olan ya da direkt platform değiştiren en popüler 10 oyunu derlemiş. Liste şu şekilde oluşuyor: Devamını Oku »


soul-calibur-4.jpg

İngiltere’de haftanın en çok satan oyunları açıklandı. Bu hafta listeye 1. sıradan giren “Soul Calibur IV”, ayrıca yine haftanın en çok satan Xbox 360 oyunu konumuna da geldi ve böylece 2003 yılında çıkan “Soul Calibur II’den” sonra serinin en hızlı satış başlangıcı yapan oyunu ünvanının da sahibi oldu. “Soul Calibur IV” ayrıca geçtiğimiz hafta satılan oyunların %56′lık dilimini de kapmış durumda. “Soul Calibur IV’ü” ise 2 adet Wii oyunu takip etmekte. Devamını Oku »


Playstation 3

Xbox 360′dan sonra çıkmasına ve çıkışı ile birlikte çok fazla beklenti ile karşılaşan Playstation 3 son zamanlarda çıkan kaliteli oyunlar ile meyvelerini almaya başladı. Playstation 3 uzun bir aradan sonra Avrupa’da Xbox 360 satışlarını geçti. Xbox 360 çıkışından bu yana Avrupa’da 5,415,053 adet ünite sattı Playstation 3 ise 5,450,869 adet satarak Avrupa’da 1. sıraya oturdu.


CryTek

Geçtiğimiz ay yayımladığımız haberde CrySis ve FarCry oyunlarının yapımcısı CryTek’in PC platformu ile sınırlı kalmayacağını ve bundan sonra çıkan tüm CryTek oyunlarının PC’nin yanı sıra konsollar için de geliştirileceğini sizlere duyurmuştuk.
Bugün ise CryTek yaptığı açıklama ile CrySis: Warhead’i de geliştiren Budapeşte stüdyosunun PSP programcısı aradığını duyurdu. Tabii bu da akıllara CryTek’in Sony’nin PSP platformu için bir oyun geliştirebileceğini getirdi. Bu konu hakkında yeni bilgiler geldikçe sizlerle paylaşacağız.


Race Driver: GRID

Arcade ve Simülasyon… Yarış oyunlarının doğasından gelen bu iki ayrım, bu türde herhangi bir oyun çıktığında ilk bahsedilecek mevzulardan biridir. Yarış oyunları öncelikle sınıflandırılmalıdır; ne kadar gerçekçi ya da ne kadar eğlenceli oldukları konusunda dem vurulması gerekir. Aslında bu türün yapımcılarının belli bir “kitle” seçmek için onlarca haklı nedenleri var. Çünkü hem simülasyon severlere hem de arcade severlere hitap edebilecek bir yarış oyunu ortaya koymak her babayiğidin harcı değil. Ancak söz konusu yapımcı Codemasters ise yılların tecrübesi ile bize bir şeyleri işaret ediyor: GRID !

Codemasters yıllardır devam ettirdiği Race Driver serisi ile (TOCA / PRO) yarış tutkunlarının gönlünü her zaman çalmayı başardı. Ancak gerek Colin McRae serisi, gerekse TOC A serisi olsun açık bir şekilde simülasyon tarzını temsil ediyorlardı. Colin McRae: DiRT’te simülasyon üzerine ilk eser miktarda arcade tohumlarını serpiştiren firma GRID ile bunları biraz daha büyütmüş. Ancak hemen korkmayın, oyun ne NFS kadar arcade, ne de TOCA kadar simülasyon kokuyor. Codemasters GRID ile aradaki ince çizgiyi tutturmayı başaran bir “klasik” sunuyor bizlere. Devamını Oku »


godofwar.jpg

2005 yılı, bahar aylarının ilk günlerinden biri. Oyuncuların merakla beklediği Splinter Cell Chaos Theory ve şu an zorlamama rağmen adlarını dahi hatırlayamadığım birkaç yeni oyunun piyasada boy gösterdiği günler. Yeni çıkan oyunlar arasında hakkında sahip olduğum az miktarda olmayan bilgiden yola çıkarak Prince of Persia çakması olması kanaatini taşıdığım bir oyun da var, ismi God of War. Ya nasip deyip oyunu edindikten sonra, eve girip PS2�nin sürücüsüne yerleştirmemle kendimi içerisinde bulduğum serüvenin oyun hakkındaki bütün önyargılarımı yerle bir ettiğini hatırlıyorum. Çok fazla reklamı yapılmadan çıkan GoW pek çok oyuncu üzerinde bendeki etkiyi yaparak piyasayı bayağı bir salladı. Bir çok eleştirmenden tam puana yakın notlar aldı. Sonrasında yine PS2 için GoW Divine Retribution yapıldı ve birincisi gibi o da başarılı oldu. Son olarak da serinin yeni oyunu, Kratos�un PSP çıkarması, Sony�nin yayımcılığını, Sony bünyesinde olan Ready At Dawn Studios�un yapımcılığını üstlendiği GoW Chains Olympus biz oyuncuların karşısına çıkıyor.

godofwar2.jpg

PSP için yapılan Silent Hill Origins�de olduğu gibi seride kronolojik olarak bir geriye dönüş söz konusu. Senaryo diğer oyunlarda olduğu gibi Yunan mitolojisinden esinlenerek ve yer yer mantıklı şekilde uydurularak hazırlanmış. Oyuncuya Kratos�un ilk oyunda Ares�i yenip God of War olmasından önceki, Ares�e ruhunu satıp Ghost of Sparta olarak anılmaya başlamasından sonraki on yılından bir kesit sunuluyor. Zeus ve Atina�nın emirleriyle hareket eden Kratos�un ilk bölümlerde Pers ordusuna karşı başlayan savaşı, Zeus ve yandaşlarına karşı baş kaldıran Persephone ve onun yanında yer alanlarla devam ediyor. Yunan mitlerinde Olympianların düşmanları olarak geçen Titanları da oyun içerisinde görüyoruz. Bu arada Kratos�un ailesiyle ilgili hüzünlü hikayesinden yapılan alıntılarla film senaryolarını aratmayacak bir drama da ortak oluyoruz.

Oyunu açtığımızda serinin önceki oyunları gibi sade bir menü bizleri karşılıyor. Başlangıçta �Mortal(Easy), Normal(Hero), Spartan(Hard)� ve oyunu ilk bitirişin ardından eklenen �God(Very Hard)� olmak üzere dört zorluk derecesi var. Genel olarak kolay bir oyun. �Mortal� modu çocuklar için - yalnız ufak bir sorun var oyun ESRB�den 18 yaş sınırı almış, bundan ötürü çocuklara tavsiye etmiyoruz - diyebileceğim zorlukta, �Normal� modu ise oyunlara aşina olan birini rahatsız etmeyecek seviyede. Önceden GoW oynamış bir oyuncu için tatmin edici olması açısından �Spartan� modunda başlamasını tavsiye ederim. Oyunu bitirdikten sonra �God� modunda kasmak zaten meraklısı için ayrı bir zevktir.

Üçüncü şahıs görüş açısından oynuyoruz. Yalnız bu defa diğer oyunlara göre bir fark var; Kamera sabit. Önceki oyunlardaki gibi dilediğimiz gibi yönlendiremiyoruz. Kamera bölümlere göre gayet düzgün açılarla konumlandırılmış, oyun boyunca bununla alakalı bir problemle karşılaşmadım. Yunan mitlerinden esinlenilmiş tasarım harikası mekanlarda ilerliyoruz. Tasarımlar diğer iki oyundaki gibi, senaryoyla tam bir uyum var. Önceki oyunlardan hatırlayabileceğimiz bazı düşmanlara ek olarak az da olsa yeni tasarımlar da bu oyunda yerlerini almışlar. Boss tasarımları yine çok güzel. Oyun düşman çeşitliliği bakımından zayıf görünse de oynanış süresinin kısalığı bu açığı kapatıyor. Oyun içi videolarda da serinin bilinen kalitesinden ödün verilmemiş. Grafiklerin neredeyse PS2�den geri kalır bir tarafı olmadığı açıkça görülüyor. PSP ile neler yapılabileceğini gösteren oyunlardan biri. Umarız bu kalitede oyunların devamı gelir.


ubisoft.jpg

Oyun dünyasının yükselen en önemli yıldızı Ubisoft’un hazırladığı birbirinden başarılı oyunlarla birlikte, kazandığı getirisi de giderek artıyor. Ubisoft, açıkladığı tam yıllık finansal raporunda % 36 miktarında artan satışlarla beraber 928 milyon euro’luk bir kazancı olduğunu duyurdu (1.46 milyar dolar). Son çeyrekte elde edilen mali getirinin 217 milyon euro’luk ( 340.5 milyon dolar ) kısmını ise 2 milyondan fazla satan “Rainbow Six Vegas 2″ ile 6 milyon kopya satan ve PC versiyonu geçtiğimiz haftalarda çıkan “Assassin’s Creed” oluşturuyor.


xboxlive.jpg

Major Neilson’un bildirdiğine göre, yeni hafta itibariyle Xbox Live’da en çok rağbet gören oyunlar belli oldu. Görünüşe göre piyasaya yeni çıkan “Rainbow Six Vegas 2″ ve yeni harita paketi yayımlanan “Halo 3″ bile “Call of Duty 4′ü” zirveden indirememiş.

01. Call of Duty 4
02. Halo 3
03. Guitar Hero III
04. Tom Clancy’s Rainbow Six Vegas 2
05. Gears of War
06. Rock Band
07. Army of Two
08. Forza Motorsport 2
09. Tom Clancy’s Rainbow Six Vegas
10. FIFA 08


nfs.jpg

NFS bu defa 180′le duvara tosladı

Yarış tutkunlarının vazgeçilmez oyunu Need for Speed serisi tüm hızıyla devam ediyor. Underground ile zirve yapan firma, genel olarak baktığımızda ProStreete kadar düşüş eğrisi gösteriyor. EA hızlı koşup gücünü çabuk mu tüketti? Yoksa ProStreette bu durumu düzeltebilecek mi?

Need for Speed ProStreet, diğer konsollardan yaklaşık üç aylık bir gecikme ile piyasaya çıktı. Ancak bu süre, yapımın diğer versiyonlarından daha farklı bir içerik ya da gelişme göstermesi ile kendini açıklamıyor. Aksine, sanki el çabukluğu ile hazırlanmışlık ve bir oldu bitti izlenimi uyandırıyor. Ana menüde önceki NFS oyunlarından görmeye alışık olduğumuz modlar bulunuyor: Quick Race, Career, Multiplayer. Yapımın direği sayabileceğimiz kariyer modu dahi belki de şimdiye kadar gördüğümüz en boş içeriğe sahip. Amacımız, toz yutan şoförlükten şöhret basamaklarının en üstüne uzanan yolda önümüze çıkanı geçmek. Bir profil yarattıktan sonra paramızın elverdiği 3-4 arabadan birini seçiyoruz. Ardından yapımda ilk kez karşımıza çıkan yardım seviyesi seçeneği çıkıyor. Seviyelerin farkı, aracı yolda tutmak ve viraj gibi yerlerde otomatik fren desteği oluyor. Açıkçası en yüksek yardım seviyesinde, aracı sizin kullandığınız pek söylenemez. Daha ziyade siz sürekli gaza basıyor ve dönüşlerde sağa ya da sola kırıyorsunuz. PSP işlemcisi sizin yerinize düşünüyor ve gerekli yerde fren ve dönüş açısını ayarlıyor. Adeta geleceğin arabası, peki siz bunu istiyor musunuz? En düşük yardım seviyesinde ise araç adeta dokunsanız fırlayacak gibi davranıyor. Buda olmadı! Siz en iyisi orta dereceli yardım seviyesini seçin; belki en iyisi olduğu için değil ama en ideali o olduğu için. Yardım seviyesi dışında birde sürücü puanımız var. Başta çaylak seviyesinde iken hasar oranı ve sürücülük kabiliyetimize göre bu puan yükselip alçalabiliyor.

Bir devin çöküşü

ProStreetde Knockout, Speed Trap, Circuit ve Time Attackta yarışabiliyoruz. Bununla birlikte herhangi bir yarış olmadığı gibi Drag da yapımda yer almıyor. 32 farklı lisanslı aracın yer aldığı oyun, her zamanki gibi yarışı kazanmakla elde edilen para ve geliştirmeler içeriyor. Yalnız bu defa para kazanmamızda destek sistemi de etkin rol oynuyor. Zira seçilen yardım seviyesi doğrultusunda kazanılan para değişiyor. Bu da yeni araç ve Upgrade alımlarında etkisini gösteriyor. Bunun dışında araçlar hasar alıyor ve tamirleri için nakit gerekiyor. Hasar alan araç, yarış esnasında kullanımına doğruda etki ediyor. Bu nedenle hasarlı bir araçla yarışa katılıp kazanmak olanaksız gibi bir şey.

Yapımda sürücü yardım seviyesi dışında bir destek ünitesi daha bulunuyor. Yol üzerinde hızlanmanız ve frenleme noktalarınızı gösteren renkli oklar. Bu oklar aynı zamanda, yol üzerinde takip etmeniz gereken en iyi sürüş rotasını da belirtiyor. Zira en iyi dönüş açıları bu oklar üzerinden gidildiğinde yapılabiliyor. Tabii ki bu pratikte kalıyor. Çünkü dönmeniz gereken açıya fazla hızlı girdiyseniz sonuç, sizlere şarampol oluyor. Okların bir diğer eksi yönü de, görüş açınızı büyük ölçüde kapatması. Haliyle görmediğiniz bir kasise bodoslama girmek şaşırtıcı bir sonuç değil. Bu kadar çok yardımcı ünitenin konmasının tek açıklaması olabilir, kötü kontroller. Her ne kadar yardım ünitelerinin konmasının amacı bu gibi görünse de, destekten çok köstek oldukları aşikâr. Grafikler açısından baktığımızda da durum pek iç açıcı değil. Zira araç ve çevre modellemeleri PSP�de ki evvel NFS versiyonlarından bile kötü. Sesler ve müzikler bakımından oyun, aşağı yukarı her zamanki seviyede olduğu söylenebilir. Ad-hoc ve Wireless üzerinden Multiplayer desteği olduğunu da unutmadan belirtelim. Üzülerek söylüyorum ki ProStreet, PSPde Need for Speed severleri hayal kırıklığına uğratıyor. Piyasada bu kadar kaliteli yarış oyunu varken, çok iyi bir geçmişi olan yapımın bu duruma düşmesi çok kötü olmuş. Ancak seriyi takip eden fanlarına tavsiye edilebilir.


Kategoriler

Son Yazilar

Son Yorumlar